Pedodonti

PEDODONTİ NEDİR

Pedodonti 0-15 yaş arası çocuk ve ergenlerin süt ve daimi dişlerinin çürükten korunmasını, büyüme, gelişim ve dişlenmenin takibinin yapılmasını amaçlayan anabilim dalıdır.

Bunun yanında çürük, travma, kalıtsal veya doğumsal etkenler sebebiyle dişlerde oluşmuş hasarları tedavi etmeyi de amaçlar.

PEDODONTİST KİMDİR?

Pedodonti uzmanı/Pedodontist diş hekimliği fakültesinden mezun olduktan sonra, fakültede en az üç senelik Pedodonti Anabilim Dalı uzmanlığına devam etmiş ve bu eğitimi de tamamlamış olan hekimdir.

Pedodontistler, çocukların yaş gruplarına, fiziksel ve duygusal gelişimlerine özel yaklaşımda bulunarak, bebek, çocuk ve genç ergenlerin tüm tedavi gereksinimlerini karşılamak üzere eğitim almışlardır.

Bunun yanında pedodontinin en temel görevi, çürük gibi hastalıkların daha oluşmadan önüne geçmeye çalışmaktır. Ağız ve diş sağlığının ve hijyen alışkanlıklarının temeli çocukken atılmaktadır. Bu sebeple pedodontistler çürük önleyici koruyucu uygulamalarla ve basit koruyucu ortodontik müdahalelerle, çocuklarımızı çürüksüz ve sağlıklı bir geleceğe taşımayı hedefler.

Bu sebeple bebeklik döneminde ilk dişin ağızda göründüğü andan itibaren, 6 ayda bir düzenli pedodontist kontrolü altında olmak, ömür boyu sağlıklı bir ağız ve diş sistemine sahip olmanın en önemli anahtarıdır. 

 İlk diş muayenesi ne zaman yapılmalıdır?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Pediatrik Diş Hekimleri Birliği ilk diş muayenesinin, ilk dişler sürdükten hemen sonra (6 ay- 1 yaş) yapılmasını önermektedir. Erken diş muayenesinin, gerekli hijyen eğitimlerinin verilmesi, beslenmenin düzenlenmesi ve böylelikle çürükten maksimum korunmanın sağlanması gibi avantajları vardır. Pedodonti hekiminin belirlediği aralıklarda düzenli olarak kontrollere devam edilirse, uzun vadede çürüksüz ve sağlıklı dişlerin temeli atılmış olur. 

İlk pedodonti muayenesinden önce dikkat edilmesi gerekenler

İlk muayene veya öncesinde ebeveynlerin dikkat etmesi gereken önemli hususlar bulunmaktadır. İşlem öncesinde “Korkma, hiç canın yanmayacak” gibi cümleler kurulması, veliler tarafından yapılan en büyük hatalardan biridir. Ayrıca, geçmişte diş hekimi koltuğunda yaşanılan iyi veya kötü deneyimlerden bahsetmemeniz de yine faydalı olacaktır. En önemli noktalardan biri de şudur ki, çocuğunuza eğer diş hekimine gitmezse dişlerinin çürüyeceği veya iğne yapılıp çekileceği gibi korkutucu cümleler kurmaktan kaçınılmalıdır. Çocuk ve hekimi ilk randevuda neler yapacaklarına birlikte karar vereceklerdir, dolayısıyla yapılacak işlemler ile ilgili detaylı bilgi verilmemesi gerekmektedir. 

 

Bebek Ve Çocuklarda Ağız Hijyeni Uygulamaları

Bebeklerde ağız hijyeni uygulamaları, ilk diş sürmeden önce başlamalıdır. Dişetleri üzerinde beslenme sonrasında kalan süt veya mama birikintileri temiz ve nemli bir gazlı bez veya bebeklerin kullanımına uygun olan ağız içi temizleme mendilleriyle mutlaka temizlenmelidir. Unutulmamalıdır ki genel sağlık açısından son derece yararlı olan mucizevi besin anne sütü bile, dişler üzerinden temizlenmediği takdirde çürüğe sebebiyet vermektedir. Bebek 1 yaşına gelene kadar her beslenmeden sonra diş ve dişetlerini bu tarz bir temizleme bezini parmağına sararak her beslenmeden sonra çok bastırmadan temizlemelidir. Veya eczanelerde satılan parmaklara takılan küçük diş fırçaları da aynı amaçla kullanılabilir. Fazla basınç bebeğin rahatsız olmasına sebep olabilir fakat uygun bir basınç bebeğin rahatlamasını da sağlayacaktır. 

1 yaşından itibaren dişler her sabah ve gece yatmadan önce mutlaka ebeveyn tarafından fırçalanmalıdır. Fakat çocuk 3-4 yaşına gelene kadar yutma refleksi tam gelişmemiş olacağından, dişler macunsuz olarak veya yaşına uygun olan yutulabilir macunlarla fırçalanmalıdır. Ancak erken çocukluk çürüğü gibi bir risk görülürse pedodontist tarafından yazılacak olan özel macunlarla fırçalama yapılabilir. 

Diş fırçalamayı kimin yapacağı önemli bir noktadır. Şu unutulmamalıdır ki çocuğunuz ayakkabılarını kendisi bağlayabilene kadar diş fırçalamayı ideal olarak yapamaz. Dolayısıyla o yaşa kadar diş fırçalama mutlaka ebeveyn tarafından yapılmalıdır. Dişlerini kendisi fırçalamak için hevesli olan çocuklarımızın da hevesi kesinlikle kırılmamalı, önce kendisinin fırçalamasına izin verilmeli fakat sonrasında ebeveyn tarafından tekrar bir  üzerinden geçilmelidir.

 

BİBERON ÇÜRÜĞÜ (ERKEN ÇOCUKLUK ÇAĞI ÇÜRÜĞÜ) 

Kronik, geri dönüşümsüz, çok faktörlü ve enfeksiyöz bir hastalık olan erken çocukluk çağı çürükleri veya halk arasında bilinen ismiyle biberon çürüğü, çocuklarda görülen en yaygın hastalıklardan biridir. EÇÇ, çürük yapıcı mikroorganizmalar, fermente olabilen karbonhidratlar (KH), (meyve suyu, süt, şeker ve pişmiş nişasta içeren tüm ürünler) ve uygun olmayan beslenme alışkanlıklarının sebep olduğu çok faktörlü bir hastalıktır.

Bebekler için çürük yapıcı mikroorganizma bulaşmasında en önemli rezervuar anneleri veya ilk bakıcılarıdır.Temel bulaşma mekanizması annenin ağzındaki tedavi edilmemiş çürük dişler nedeniyle enfekte olmuş tükürüğün dikey geçişidir. Enfeksiyon araçları; beslenme kaşığı, dudaktan öpme veya annenin bebeğin emziğini temizleme amacıyla kendi ağzına götürmesidir. Anneler daha bebeklerinin ağzında bakteri kolonizasyonu olmadan kendi tükürükleri ile taşıdıkları bakterilerini bulaştırırlar. Ağzında yüksek seviyelerde çürük yapıcı mikroorganizma bulunan annelerin çocuklarının yüksek risk grubunda yer aldığı rapor edilmiştir.

EÇÇ gelişiminde, uyku öncesi ve uyku sırasında devam eden beslenme alışkanlıkları risk faktörleri arasında yer almaktadır. Yapılan çalışmalarda EÇÇ görülme sıklığının çocuğun biberonla uyumasına izin verildiği durumlarda arttığı tespit edilmiştir. Sık ve uzun süreli gece beslenmelerinin yanı sıra çocuğa çürük yapıcı gıdaların verilmesi, emziklerin şekere veya bala batırılarak kullanılmasının da etken olduğu bildirilmiştir. 

Biberon ile verilen gıdalar uyku sırasında alındığında üst kesici süt dişleri etrafında birikerek, diş yapısında hızlı ve şiddetli ilerleyen yıkıma neden olabilmektedir. Yalnızca biberonla baeslenme değil, 1 yaşından sonra devam eden gece beslenmeleri, anne sütü veriliyor olsa dahi, biberon çürüğüne sebep olur. Bu sebeple mutlaka temizliğe dikkat edilmeli ve 1 yaşından itibaren gece beslenmesi kesilmelidir.

-

-Biberon çürüğünün çocuk üzerindeki etkileri

Biberon çürüğüne yol açan mikroorganizmalar, diş tedavi edilmediği takdirde, ilerleyerek diş kökünde iltihaplanmaya sebep olur. Bu durum dişte ağrı, şişme ve hatta apseleşmeye sebep olur. Kimi zaman ağrıya sebep olmadan sessizce dişin ölümüne yol açar ve kronik enflamasyon daha sonra akut bir apseye dönüşebilir.

Bu durum çocukta kaliteli uyku uyuyamama, yetersiz beslenmeye ve huzursuzluk, asabilik gibi psikolojik problemlere yol açar. Ağızdaki kronik enflamasyon, çocuğun bağışıklık sisteminin de ciddi şekilde etkilenmesine sebep olur ve genel sağlığını da bozar.

Bunun yanısıra tedavi edilmemiş süt dişlerindeki enfeksiyon, altlarında gelişmekte olan daimi dileri de etkiler ve hipoplazi dediğimiz tabloya yol açarak, daimi dişlerde lekelenme, yumuşama ve çürüğe yatkınlığa sebep olur.

-Biberon Çürükleri Nasıl Önlenir?

• Bebeğin biberonla uyumasına izin verilmemelidir.
• Biberonla süt vs.içtikten sonra mutlaka su içmesi sağlanmalıdır.
• İşaret parmağına sarılan ıslatılmış bir be ile dişler temizlenmelidir.
• Bir yaşından itibaren gece beslenmesi bırakılmalıdır.
• Bebek bir yaşından itibaren düzenli olarak diş hekimine muayeneye götürülmelidir.
• Dişler üzerinde yapışıp kalan, karbonhidrat ağırlıklı beslenme yerine sebze ve meyve ağırlıklı, lifli besinler tercih edilmelidir.
• Bir yaşından itibaren dişler ebeveyn yardımı ile günde iki kez fırçalanmalıdır.

 

-Biberon çürükleri nasıl tedavi edilir?

Çok küçük yaşta görülmeleri sebebiyle biberon çürüklerinin tedavisi zordur. Eğer başlangıç halindeyken yakalanmışsa, çocuk anne/babasının kucağına oturtularak ve işlem birkaç seansa bölünerek hızlıca dolguları yapılabilir. Fakat eğer çürükler ilerlemişse ve çok sayıda kanal tedavisi veya çekim gerekiyorsa gerekli tüm tedaviler genel anestezi altında tek seferde, çocuğa ve velilere herhangi bir psikolojik travma yaratmadan güvenle tamamlanabilmektedir.

 

KORUYUCU UYGULAMALAR

-Fissür Örtücü (diş aşısı) 

Fissür örtücü uygulaması, çürük oluşumunun kolay olduğu, azı dişlerinin çiğneyici yüzeylerindeki girinti ve olukların, akışkan ve doku dostu özel bir dolgu maddesiyle örtüldüğü koruyucu bir işlemdir. Bu uygulama sayesinde, dişler üzerinde gıdaların ve bakterilerin rahatça tutunabildiği ve çürük başlattığı oluklar doldurulup, tutunmanın çok daha zor olduğu kaygan bir yüzey elde edilmiş olur ve böylelikle çürük riski minimuma indirilmiş olur. Fissür örtücü uygulaması çok kolay bir işlem olup, aynı zamanda tüm çocuklara uygulanması gereken etkili bir koruma yöntemidir.

-Fluor Uygulaması

Fluor, diş çürüklerini önleyici etkisi bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış bir elementtir. Doğada veya tükettiğimiz bazı besin gruplarında da doğal olarak bulunan fluorun, diş hekimliğinde koruyucu uygulamalarda önemli bir yeri bulunmaktadır. Piyasadaki çoğu diş macunu ve ağız gargarasında belirli oranlarda flüor bulunur ve günlük ağız bakım rutinimizin en önemli parçasını oluşturur. Fakat bunun yanında, özellikle çürük riski orta-yüksek olan çocuklarda, belirli aralıklarda hekimin profesyonel olarak fluor uygulaması gereklidir. Özellikle çocuklarda, yeni süren dişlerde minenin olgunlaşması için belli bir zaman gerekir ve bu olgunlaşma süresince çürüğe daha yatkın olan dişler, fluor desteğiyle koruma altına alınmalıdır.

-Fluor uygulamasının yan etkisi var mıdır?

Geçmiş yıllarda içme sularının veya sofra tuzlarının fluorlanmasıyla, sistemik olarak vücuda alınan flüorun dişler üzerinde koruyucu etkisi keşfedilmişti, ve uygulamalar sistemik olarak yapılmaktaydı. Ancak günümüzde jel, cila, macun gibi formlarda lokal olarak, yani yutulmadan, sadece dişler üzerine doğrudan sürüp bir süre bekletilerek, sistemimize karışmadan uygulanmaktadır. Dolayısıyla, Türk Pedodonti Derneği ve Türk Diş Hekimleri Birliği’nin 2016 yılında yayımladığı “Fluor Durum Raporu”nda çürük önlemek için kullanılan fluor kaynaklarının toksik dozda fluor içermediği ve tamamen güvenli olduğu bildirilmiştir.

TRAVMA 

Hem aile hem de çocuk için oldukça kaygı verici bir durum olan diş travmaları, tüm çacukların yaklaşık 1/3’ünde görülmektedir. Travmadan en çok etkilenen dişler ise üst ön-kesici dişlerdir. 

Diş travması meydana geldiğinde öncelikle anne-babanın sakin olup panik yapmaması gereklidir. Travmanın boyutu ne olursa olsun, dışardan bakıldığında dişte en ufak bir değişim olmamış olsa bile, mutlaka en kısa zamanda diş hekimine ulaşmanız gerekir.  Travmalı dişlerin kurtulma şansını belirleyen en önemli faktör, diş hekimine ulaşma süresi ve eğer kırık varsa kırık parçanın hangi koşullarda hekime ulaştırıldığıdır.

Eğer travma sonucu dişin bir kısmı kırılmışsa, kırık parça temiz, akan su ile yıkanarak, mümkünse süt içerisinde, değilse temiz bir su içerisinde en kısa sürede hekime ulaştırılmalıdır. Kırık parça bulunamazsa da endişe etmeye gerek yoktur. Hekiminiz doku kaybı olan bölgeyi özel materyallerle dolduracaktır. 

Eğer dişin tamamı yerinden çıkmışsa, dişin kök kısmına dokunmadan tutarak temiz, akan su altında yıkanmalıdır. Dişin hekime ulaştırılması için ideal ortam ağız içidir fakat çocuk dişi yutabileceğinden dolayı önerilmemektedir. Düşen diş mümkünse süt içinde, değilse temiz su içinde en kısa zamanda hekime ulaştırılmalıdır. 

GENEL ANESTEZİ VE SEDASYON (kutucuk)

Diş hekimi korkusu olan, iletişimde güçlük yaşanan, yaşı çok küçük olmasına rağmen çok sayıda ve derin tedavi ihtiyacı olan veya engelli hastalarımızın  diş tedavilerini diş hekimi koltuğunda ve lokal anesteziyle yapmak her zaman mümkün olmayabilir.

 Bu durumda tüm dişlerin tedavisi, anestezi umanımız tarafından gerekli tüm tetkik ve tahliller yapıldıktan sonra, pedodonti uzmanımız tarafından tek seferde genel anestezi altında yapılmaktadır. Genel anesteziden yarım saat önce yapılan sakinleştirici sayesinde çocuk hafif uyku haline geçer ve süreci hatırlamaz. Böylece çocuk için herhangi bir psikolojik travma oluşturmadan ve aileyi de strese sokmadan, gereken tüm diş tedavileri bir seferde tamamlanmış olur. Hastalarımız işlem sonrasında genellikle birkaç saat içinde taburcu olabilmektedirler.

Genel anesteziye karşı ebeveynler genellikle endişeli bir şekilde yaklaşırlar.Özellikle değişecek olan süt dişlerinin tedavisi için böyle bir işleme gerek olmadığını düşünen çok sayıda ebeveyn vardır. Ancak süt dişleri 7-8 yaşında değişmeye başlar. Azı dişlerinin değişimi 11-12 yaşında tamamlanmaktadır. Bu yaşa kadar çocukların çürük dişlerle yaşamaları doğru değildir. Her biri fokal enfeksiyon odağı olan bu çürük dişler çocuğun hem genel sağlığı hem de ağız ve diş sağlığı açısından ciddi risk oluşturmaktadırlar. Ayrıca çürük dişler çocuğun düzenli beslenmesine engel olmakta, gece uykularının düzensiz olmasına ve özellikle ön bölgedeki çürükler psikolojik problemlere neden olabilmektedir.

Günümüzde anestezi tekniklerinin ilerlemesi sayesinde, her yaştan hastanın tedavisi genel anestezi ile güvenle yapılabilmektedir. Burada ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken en önemli nokta, işlemin mutlaka donanımlı bir hastanede, anestezi uzmanı ve pedodonti uzmanı tarafından yapılacak olmasıdır. 

Bunun endişeli ve ileri derecede diş hekimi fobisi olan veya kapsamlı cerrahi işlemler yapılması gereken yetişkin hastalarımızın tedavileri de kliniğimizde genel anestezi veya sedasyon ile yapılabilmektedir.

 

İlerlemiş çürük, travma, abse vs. gibi sebeplerden ötürü, süt dişlerinin düşme yaşından daha önce çekilmesi gerekebilir ve bu durum erken süt dişi kaybı olarak tanımlanır. Fakat süt dişlerinin çiğneme, konuşma gibi fonksiyonlarının yanısıra, daha sonra altlarından gelecek olan daimi dişlerin yerlerini korumak gibi bir işlevleri de vardır. Bu sebeple, erken süt dişi kaybında, kaybedilen dişin boşluğunun, altındaki daimi diş ağızda görünene kadar aynı şeklide korunması gerekir. Aksi takdirde boşluğun önündeki ve arkasındaki dişler, kaybedilen dişin boşluğuna doğru devrilirler. Böylece hem ağızda bulunan dişlerde çapraşıklık meydana gelir, hem de alttan çıkacak olan daimi diş için gereken boşluk daraldığından, daimi diş ağıza düzgün bir biçimde çıkamaz ve bu durum ilerde ciddi ortodontik bozukluklara yol açar. Erken süt dişi kayıplarında, boşluğun korunması amacıyla, çekilmiş dişin yerine “yer tutucu” adı verilen apareylerden takılması gereklidir, aksi durumda ilerde uzun sürecek, yoğun bir ortodontik tedavi kaçınılmaz olacaktır.

Yer tutucular sabit ve hareketli olarak iki şekilde üretilirler. Eğer tek diş kaybedilmişse genellikle sabit yer tutucular tercih edilmektedir. Fakat eğer aynı bölgede birden fazla diş kaybı olduysa, bu durumda çocuğun takıp çıkarabileceği, hareketli yer tutucular kullanılır. Pedodontist, hangi vakaya hangi yer tutucunun uygun olduğunu belirler ve ilgili bölgede sürecek olan daimi diş ağızda belirene kadar hastayı takip eder. Beklenen daimi diş ağızda göründüğü anda ise yer tutucunun kullanımına son verilir.

SPORCULAR İÇİN DİŞ KORUYUCULAR(MOUTHGUARD)  

Çeşitli spor aktiviteleri sonucu dental travmalar ile karşılaşılmaktadır. Bu travmalar ile oluşan sert ve yumuşak doku yaralanmaları bireyi hem maddi hem de manevi yönden etkilemektedir. Travmalarda oluşabilecek etkiyi en aza indirmek ve oluşabilecek yaralanmaları önlemek için ağız koruyucularından faydalanılmaktadır.

Yüz bölgesi sporcunun en hassas ve en korumasız bölgesidir. Bu sebeple, rakip ile birebir temasın olduğu yakın kontak sporlarında, yüz travmaları ve dental travmalar sıklıkla görülmektedir. Yapılan bilimsel çalışmalar kontak sporlar arasında sayılan futbolda, tüm sakatlıkların %30’unun ağız ve diş bölgesinde görüldüğünü bildirmiştir.Bu travmalarla oluşan sakatlıklar sonucu, travmanın şiddetine bağlı olarak sporcu, önemli müsabakalarda yer alamayabilir ve özel hayatı etkilenebilir.Bu sporlarla birlikte görülen dental travma oranının % 2 ile % 33 arasında değiştiği bildirilmiştir.

Travma görmüş dişlerin ya da çene kemiğinin tedavisi karmaşık ve maliyetli olmaktadır. Bu tip yaralanmalar fonksiyonel, estetik ve aynı zamanda psikolojik bozukluklara yol açabilmektedir. Bu sebeple, var olan dişleri koruma altına almak önemlidir. Yapılan çalışmalara göre; ağız koruyucuların kullanımı dişleri korumak ve çene-yüz travmalarını azaltmak için etkili bir yöntemdir. Ağız koruyucular, darbe alanında açığa çıkan enerjinin bir kısmını absorbe eder, kalan enerjiyi de ortama dağıtır. Gelen kuvvetin, zarar verici etkisi azaltılmış olunur. Ağız koruyucunun faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz:

· Ağıza uyumlu yapılmış ağız koruyucuları, mine yüzeyinin çizilip zarar görmesini ve kuron, kök ve kemik kırıkları oluşmasını önler.

 · Dudak, yanak gibi yumuşak dokuların, dişler tarafından darbe görüp, yırtılmasını önler. 

· Darbe yüzünden çene kemiği kırılma ihtimalini azaltıp, kafa travması oluşma riskini azaltır. 

· Dişsiz alanları da korunur. Böylece genç sporcuların mevcut ise diş germleri de desteklenmiş olur. 

Spor karşılaşmalarında oral yaralanmaları önlemenin birincil yolunun ağız koruyucu kullanımı olduğunu belirten Amerikan Diş Hekimliği Birliği (ADA), sportif aktivitelerin içinde bulunan her yaşta insanın, sakatlanma riski taşıyan her türlü sportif aktivite esnasında ağız koruyucu kullanmasını önermektedir. ADA’ ya ait 2004 yılında yayınlanan çalışmada, ağız koruyucusu kullanımı gerektiren aktiviteler aşağıdaki tabloda bildirilmiştir:

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,. 

 

Akrobasi Dövüş Sanatları Kaykay kullanmak Amerikan Futbolu
Ekstrem sporlar Lakros Badminton Futbol
Paraşütle Atlama Basketbol Gülle Atma Paten
Beyzbol Güreş Saha Hokeyi Binicilik
Halter Tenis Bisiklet Hentbol
Sörf Boks Jimnastik Su Topu
Buz hokeyi Kayak Voleybol  

 

 

Pediatrik Zirkon Kronlar

Günümüzde en yaygın görülen hastalıklardan biri olan biberon çürüğünün tedavisi, hekim ve hasta için zorlayıcı bir süreçtir. Biberon çürüğü etkilediği dişleri hızlıca şiddetli yıkıma uğrattığı için, genellikle kanal tedavisi yapıldıktan sonra dolgu yapılacak yeterli sağlam diş dokusu kalmamaktadır. Bu dişlerin düşme zamanı gelene kadar ağızda sorunsuzca kalabilmesi için son dönemde üretilen pediatrik zirkon kronlar uygulanmaktadır. Bu kronlar üst düzey estetik görünüm sağlamasının yanısıra, gerçek bir dişten 9 kat daha dayanıklıdır. Mükemmel dişeti uyumu ve üstün dayanıklılığı ile süt dişi düşene kadar, üzerinde yeni bir restorasyon gerektirmez. 

Dayanıklılık ve fonksiyonun yanında, estetik görünüm de aslında çocuklarımız için önemlidir. Özellikle biberon çürüğünden en sık etkilenen dişler olan üst ön kesici dişlerin yokluğunda veya ileri harabiyetinde ortaya çıkan görüntü, çocuklarımızın sosyal ortamlarda sıkıntı yaşamasına, maalesef arkadaşları tarafından dalga geçilmesine sebebiyet verebilmektedir. Bu sebeple yaşadıkları psikolojik travmalar, ilk kez okulla tanıştıkları döneme de rast geldiği için, çocuklarda ciddi depresyonlara ve okuldan soğumaya sebep olabilmektedir.

Ayrıca üst ön dişlerin erken kaybı veya harabiyeti, çocuklarda konuşma bozukluklarına veya dil itimi gibi zararlı ağız alışkanlıklarına da sebep olur ve bunun sonucu olarak ilerde ciddi ve uzun süreli bir ortodontik tedavi ihtiyacı doğar. Dolayısıyla şiddetli biberon çürüğünden etkilenmiş olan dişlerin tedavisinin en ideal şekilde zirkon kaplamalarla yapılması doğabilecek birçok sorunun önüne geçer ve dişler düşene kadar yani uzun süre dayanıklı kalacak sorunsuz ve son derece doğal görünümlü bir restorasyonla çocuğumuzun tedavisi tamamlanmış olur.

ZARARLI AĞIZ ALIŞKANLIKLARI VE TEDAVİSİ

Çocukluk döneminde gözlenen zararlı oral alışkanlıklar, belirli bir yaşa kadar engellenmediği takdirde süt ve daimi dişlenmede çapraşılşıklara ve hatta iskeletsel problemler neden olabilen patolojik durumlardır.En sık rastlanılan zararlı oral alışkanlıkların başında parmak ve dudak emme gibi parafonksiyonel emme alışkanlıkları gelmektedir. Bu alışkanlıklardan parmak emme alışkanlığı 6-12 ay süre periyodunda normal bir davranış olarak kabul edilmektedir. Psikologlar, bu sürenin uzamasının sebebi olarak oral hazzın yetersiz olmasının veya derin psikolojik sorunların varlığını savunurlarken, davranış bilimciler ise parmak emmenin sadece bebeklikten gelen bir alışkanlığın devamı olduğunu savunurmaktadırlar. Dört yaşından sonra süregelen bu alışkanlıklar patolojik olarak değerlendirilmektedir. Dudakların ve ağız çevresindeki dokuların ısırılmasını kapsayan alışkanlıkların ise dudak emme ve ısırmak gibi farklı tipleri vardır. Bu alışkanlıkların dişler üzerindeki etkileri de farklıdır.

Tüm bu zararlı alışkanlıkların yarattığı etkileri sıralarsak, ön bölgede dişlerin kapanmaması, damağın derinleşmesi, alt-üst ön dişler arasındaki ilişkinin bozulması, alt çene de büyüme geriliği ve üst çene ön bölgenin fazlaca ileri yönde büyümesi diyebiliriz. 

Bu alışkanlıkların engellenebilmesi için öncelikle çocukla konuşup, alışkanlığın sakıncaları anlatılarak, terk etmesi gerektiğine ikna edilmelidir. Çocuğun alışkanlığı sürdürmediği günlerde ödüllendirme yöntemi kullanılabilir. Bu yöntem ile başarılı olunamazsa ikinci basamak olarak; emilen parmağa bant yapıştırılması veya parmağın boyanması gibi hatırlatıcı unsurlar devreye sokulur. Bu yöntemlerden sonuç alınamazsa hareketli veya sabit alışkanlık önleyici apareyler kullanılabilir. Geç kalınmadan doğru zamanda başlanılan basit ve kısa süreli alışkanlık kırıcı aparey tedavisi sayesinde, ilerdeki uzun süreli ve zor ortodontik ve ortopedik tedavi ihtiyacı ortadan kalkacaktır.

Engelli Hastalarda Ağız Ve Diş Sağlığı

Engelli çocuklarımız, ağız ve diş sağlığı yönünden yüksek risk grubunda yer almaktadırlar. Beslenme ve çiğneme problemlerinin yaygın olması, kullandıkları ilaçlar, özel diyetler, el koordinasyonlarının gelişkin olmaması sebebiyle düzgün fırçalama yapamamaları sebebiyle hastalarda, hızlı çürük oluşumu, yoğun dental plak oluşumu, dişeti hastalıkları ve ağız kokusuna sık rastlanılabilir. Dolayısıyla erken dönemde alınacak önlemler ve koruyucu uygulamaların önemi, bu özel çocuklarımızda daha büyüktür. Dolayısıyla ilk diş çıktığından itibaren mutlaka bir pedodontist tarafından düzenli olarak takip altına alınmaları gerekir. 

Engelli çocuklarımızın tedavilerindeki öncelik elbette sevecen yaklaşım ve hastanın güvenini kazanmak olacaktır. İlk randevuda herhangi bir işlem yapmadan klinik ortamının tanıtılması ve ortama alışmasının sağlanması önemli bir adımdır. Seanslar kısa tutularak, mümkün olduğunca onları sıkmadan, yormadan, sabırla tedaviler gerçekleştirilir. 

Fakat fiziksel ve zihinsel uyumsuzluk nedeniyle oluşan zorluklardan dolayı, engelli çocuklarımızın tedavilerini diş hekimi koltuğunda gerçekleştiremediğimiz durumlarla sıkça karşılaşmaktayız. Böyle durumlarda da genel anestezi veya sedasyon altında, çocuklarımızı yormadan tek seferde tüm diş tedavilerini tamamlamaktayız.